İLKLER ÖLMEZ
İlkokula başladığımız ilk günlerimiz, ilk eğitimimiz, ilk öğretmen deyişimiz kitaplarla tanıştığımız ilklerimiz. Etrafımızdaki kalabalık içinden nereden bile biliriz doktor, polis ve bizlere faydaları dokunacak mesleklere sahip olacakları. Daha ilk gün, sudan çıkmış balık gibi hissederiz kendimizi. Sadece evden çıkmışsındır ama hala tüm gün annenin yanında olmak istediğinden, ailenden yıllarca ayrı kalmana sebep olacak bir gurbet yolculuğuna çıkmış hissine kapılırsın. Bir de üstüne annen elini bırakıp seni doya doya öpmeye başladığı an, iyice içine tuhaf hisler inmeye başlar. Ya şu sözler ‘‘ o benim bebeğim kocaman olmuşta okula da gidermiş, adam da olurmuş’’ dediklerinde kafanda karışmaya başlar. En azından benim öyle olmuştu. Sonrada göz pınarlarına yavaştan damlalar ilişiverir, etrafını incelemeye başladığında ağlayan, anne bırakma beni, ben büyümedim daha, ben gitmek istemiyorum, burada oyun oynasam bana kızarlar mı? Gibi sözler kulaklarınıza eriştikçe daha da kendimizi tuhaf hissederiz hem merak ederiz karşımızda duran binanın içinde ne olduğunu nasıl olduğunu hem de korku sırnaşır o ufacık yüreğimize, annenin senin elini tutmayı bırakıp da, okul kapısından çıkmak üzere attığı, seni kendinden uzaklaştıran her adımında… Annen artık gözden kaybolduğunda ya hüngür hüngür ağlamaya başlarsın ya da ürkek gözlerle etrafını incelmeye. Öğretmene teyze dersin, giydiğin üniformaya anlam veremezsin, teneffüsün ne demek olduğunu bilemezsin, kendini karmaşık duygular içinde hissettiğin ilk eğitim günüdür ilkokula başladığın ilk gün…
Şu an şu yazıları okuma kabiliyetimizi o yıllarımıza borçluyuz. Ve daha birçok kazandığımız temelin esasını da, her bir gün yarınlar için büyük hazine saklayabiliriz. Zamanı kullanmak da bizim elimizde…
Lisenin ilk günü, ilkokuldaki kadar acemilik yaşamazsın elbette. Gel gör ki lisedeki ilk günün bilgisizlikten kaynaklanmayan fakat oldukça gülünç acemilik anılarının arasına yerleşir. İlk yanına gelip seninle tanışanlarla ilelebet iyi arkadaş olacağını düşünmen, kantinde yemek sıranı kapmaya çalışan üst sınıftan öğrencilere tırsık yüz ifadesiyle seve seve yerini vermen, hocaların dersi nasıl işleyeceğiyle ilgili çektikleri nutukları aynen uygulayacağını sanman, arkadaşların hakkında çok tatlı ya da çok gıcık insan şeklindeki ön yargılara kapılman gibi…
Ben ne çabuk büyüdüm. Her biri gözlerimin ucunda film gibi geçiyor. Daha dün gibi liseye başladığım yıllarımı hatırlıyorum. Her biri yeni heyecan uyandıran, yeni umutlar oluşturan lise yıllarım bir eğlenceli bir hüznü tattıran lise yıllarım. Ya arkadaşlarım, daha ilk sıra arkadaşım aklımda ne kadar çok derslerde gırgır geçtiğim o yıllarım şimdi kayboldu. Bir daha geri dönemem dediğim o yıllar ne çabuk geçti ne kadar hızlı ellerimden aktı. Bir de lise aşkım hiç ama hiç unutmadım. Ne güzeldi o günlerim. Ne kadar unutulmaz kılındı. Yüreğim daha dünkü gibi hatırladıkça kuş çırpınışı kadar hareketli ve dolu heyecanlar oluşuyor ama hatırladığımda. Sözlerimizi geri alamıyoruz ki yıllarımızı nasıl alabiliriz yeniden?
İlkler gerçekten unutulmaz olanlardır. Okul hayatında yaşadığın ilkler de bu unutulmazların başında yer alır. İlkokul aşkını ömür boyu aklından çıkaramazsın. İnsan hayatında kaç kez aşık olabilir ki, sizi bilmem ama ben hayatımda iki kez âşık oldum. Çocukluğunu kimse unutmaz… Çünkü mezara kadar içindeki çocukla yaşarsın, hiçbir insan geçmişinden kaçamaz. İlk düşük notunun kaç olduğuna, ne zaman sorulsa hatırlayıp cevap verebilirsin. Hocanın sana ilk kızışını, onun kim olduğunu bile hatırlarsın. İlk arkadaş kavgan, ilk hayal kırıklığın, ilk çılgınlığın yaşamındaki en önemli tecrübelerin olur. Okulun ilk günleri de ömrün boyunca yüzüne tatlı bir tebessüm kondurur.
Yazan: Burcu Nermin Ozhan
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder